PİYESLER

AŞAĞIDA VERMİŞ OLDUMUZ PİYESLER OKULLAR İÇİN ÖNERİLEN KISA OYUNLARDIR...

NOT: Okullar için istediğiniz türdeki piyesleri bizden mail yoluyla talep edin elimizde bulunduğu taktirde gönderelim.

sgtiyatrosu@hotmail.com

ASKER KIZLAR EĞİTİMDE


Asker kızlar tam teçhizatlı olarak koşar adım giderler. başlarında erkek bir çavuş vardır.

ÇAVUŞ : Ay akşamdan ışıktır.
KIZLAR : Ay akşamdan ışıktır.
ÇAVUŞ : Yaylalar yaylalar
KIZLAR : Yaylalar yaylalar
ÇAVUŞ : Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.
KIZLAR :
Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.
ÇAVUŞ :
Komşu oğlunu zapteyle.
KIZLAR
: Komşu oğlunu zapteyle.
ÇAVUŞ : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.
KIZLAR : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.
ÇAVUŞ : Takım dur!

Asker kızlar dururlar ve çavuş ne derse onu yaparlar.

ÇAVUŞ : Dirsek teması hizaya geç. Yat... Kalk... Yat... Sürün... Kalk... Baş parmağını uzat... Saçını çek... Dilini çıkar... Kulağını çek.
VİLDAN : (Kendi kendine) Niye yapıyoruz bunları.
ÇAVUŞ : Kim konuştu... KİM KONUŞTU... KİM KONUŞTU.

Çavuş tek tek asker kızların suratlarına bakar, titremekte olan Vildanı'ın yanında durur.

ÇAVUŞ : Sen... Çömez.
VİLDAN : (Bir adım öne çıkar.) Birinci bölük, üçüncü takım, ikinci manga, Salih'ten olma, Halime'den doğma, er Vildan Cıngıl, Sinop, Emret Komutanım.
ÇAVUŞ : Niye konuştun?
VİLDAN : Ben konuşmadım komutanım.
ÇAVUŞ : Ben yalan mı söylüyorum?
VİLDAN : Hayır komutanım.
ÇAVUŞ : Niye titriyorsun?
VİLDAN : Titremiyorum komutanım.
ÇAVUŞ : Ulan ben yalan mı söylüyorum.
VİLDAN : Evet komutanım. Yani... Hayır komutanım.
ÇAVUŞ : Asker konuşmaz, asker titremez, asker üşümez, asker kupon biriktirmez, as-ker, ask-mez. Hepiniz istirahatlisiniz. Sen kal çömez.

Asker kızlar çıkar, Vildan ile Çavuş kalırlar.

ÇAVUŞ : Gel benimle!

Sahnenin bir köşesine giderler. Orada bir kazan vardır. Kazanın başında dururlar.

ÇAVUŞ : Sen bu kazanın başında nöbetçisin.
VİLDAN : Başüstüne komutanım.
ÇAVUŞ : Bu kazan cezalıdır.
VİLDAN : Başüstüne. Bu kazan mı cezalı komutanım.
ÇAVUŞ : Evet! Geçen sene bu kazanda pişen yemekten iki erimiz zehirlendi. Bu yüzden bu kazan cezalıdır. Bir yere kaçarsa yakarım askerliğini.
VİLDAN : Başüstüne komutanım. (Komutan gidecekken) Komutanım, doğurursa vurayım mı?
ÇAVUŞ : Ne?
VİLDAN : Böyle doğuracak gibi bir hali varda... Doğurursa vurayım mı diyorum.
ÇAVUŞ : Ulan kazan doğurur mu?
VİLDAN : Kazanın kaçacağına inanıyorsunuz da, doğuracağına niye inanmıyorsunuz.

SON

 

                   CUMHURİYET ÇOCUKLARI
                    (Yaş grubu 7-8) Kişiler:
                        Cumhuriyet Perisi
                                Ayşegül
                                  Derya
                                   Enis
                                Mehmet
                                  Barış

                                   Keçi
CUMHURİYET ÇOCUKLARI
(Sahnenin ortasında görkemli bir ağaç vardır. Büyük bir bayrak ağacın gövdesine pelerin biçiminde sarılmıştır. Peri önde, çocuklar arkasında tek sıra halinde "lay lay" diyerek sahneye girerler. Sahnede iki tur atarlar. Perinin omuzlarında büyük bir Türk bayrağı (pelerin gibi), elinde ucu yıldızlı bir çubuk vardır.
Ayşegül ve Derya'nın elinde su kovası, Barış ve Mehmet'in omuzunda birer kürek, Enis'te gübre poşeti vardır.)
DERYA - Peri! Hani bize vereceğin ağaç?
PERİ - (Elindeki çubukla ağacı gösterir.) işte burada.
TÜM ÇOCUKLAR - Ne kadar güzelmiş! (Ellerindeki eşyaları bırakırlar.)
BARIŞ - (Ağaca sarılır.) Adı ne bunun Periciğim!
PERİ - Cumhuriyet!
AYŞEGÜL - Cumhuriyet kaç yaşında Peri?
PERİ - 75 yaşında.
BARIŞ - (Ağacı bırakır, geri çekilir. Ağaca bakarak.) Benden çok büyükmüş!
PERİ - Benden de büyük cumhuriyet.
MEHMET - (Zıplayarak.) Peri! Periciğim! (Ağacı gösterir.) Cumhuriyeti kim böyle güzel yapmış?
PERİ - (Oyundaki ve oradaki izleyici çocukları göstererek) Atatürk ve bu gördüğün çocukların, yani sizlerin, büyük büyük büyük babalan birlikte yapmışlar. Cumhuriyet artık sizlerin. Onu sizler koruyup yaşatacaksınız.
ENİS - Nasıl yaşatabiliriz cumhuriyeti?
PERİ - Cumhuriyet emek ister.
(Mehmet ve Barış, küreklerini alıp ağacın dibini kazarlar. Toprağı havalandırırlar. Ardından Enis, toprağı gübreler. Ayşegül ve Derya dibine su dökerler.)Teşekkür ederdim çocuklar. (Çocuklar ellerindekini bırakırlar.) Cumhuriyet'! korumak gerekir.
MEHMET- Ama Peri! Biz cumhuriyeti tek başımıza naşı! koruyabiliriz?
KEÇİ - (Sahneye girer.) Ay ay ay! Ne kadar güzel bir ağaç bu! öyle de acıktım ki, karnım zil çalıyor. (Çocuklara) Çekilin bakayım. Yiyeceğim ben bu ağacı!
PERİ - Koruyalım çocuklar cumhuriyetimizi! Haydi çocuklar, şimdi el ele!
(Peri ve çocuklar ağacın çevresinde el ele tutuşurlar. Keçi sırayla dener (toslar) ama, hiçbir eli açıp halkanın içine giremez. Sonunda yorgunluktan düşer. Kıpırtısız kalır.)
Teşekkürler çocuklar, (alkışlar) Cumhuriyetinizi çok güzel korudunuz. (Çocuklar sahne önüne birer birer gelerek.)
ENİS - Cumhuriyet emek ister! (Atatürk posteri çıkarır.)
DERYA - Cumhuriyet büyümek ister! (Bayrak çıkarır.)
BARİŞ - Cumhuriyet yaşamak ister! (Atatürk posteri çıkarır.)
MEHMET - AYŞEGÜL - Cumhuriyet korunmak ister! (Bayrak çıkarırlar.)
PERİ - Cumhuriyet el ele vermenizi ister! (Çocuklar el ele tutuşurlar.)

Gülten KARLI

 

SON

 

                                               TRAFİK CANAVARI
Kişiler:
Sunucu
Ekrem Kulaksızoğlu
Feridun Yanıkyüz
Hidayet Dörtparmak
Üzeyir Sarıkaş


Dekor: Arka plânda trafik işaret levhaları. Sahne ortasında beş koltuk, üç sehpa vs.,.
(Perde açıldığında; sunucu ortada oimak üzere tüm kişiler oturmaktadırlar, Kişiler meslekierine uygun giyinmişlerdir.}

SUNUCU - İyi akşamlar, sevgili seyirciler... Ülkemiz ne yazık ki, trafik kazalarında dünyada liste başı... Trafik canavarı, nâm-ı diğer trafik azraili günde ortalama 10-15, yılda 7-8 bin kişinin canını almakta... Ayrıca bu ejderha, arkasında binlerce sakat gözü yaşlı, bağrı yanık, öksüz ve milyarlarca maddî zarar bırakmaktadır... Bu trafik canavarına artık kırmızı ışık yakmalıyız... Bu trafik canavarını kıtır kıtır kesmeliyiz... Suçlu kim? Bu yaranın ilâcı ne? Bu trajediyi kimler sahneliyor? Yanlış nerede? Bu canavar suyu nereden içiyor? İşte bu sorulara cevap bulabilmek amacıyla bir tartışma programı hazırladık... Konuklarımızla burada bu sorunu enine boyuna tartışacağız... Bu program sayesinde bir trafik kazasını bile önlesek kendimizi mutlu sayacağız... Evet, şimdi sayın tartışmacıları tanıtayım sizlere: Şehirlerarası otobüs sürücüsü sayın Ekrem Kulaksızoğlu... Trafik görevlisi sayın Feridun Yanıkyüz... Minibüs sürücüsü sayın Hidayet Dörtparmak... Yaya sayın Üzeyir Sarıkaş... Evet, sayın tartışmacılar, açık sözlü olalım, acımasızca eleştirelim birbirimizi... Kibar olmanın sırası değil. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmasın. Unutmayın herkes mensup olduğu kesim adına konuşacak...
DöRTPARMAK- Sayın Sunucu, şimdi ben traktör, bisiklet, tren, gemi, uçak sürücüleri adına da mı konuşacağım?
SARIKAŞ - Tabii... Onlar da sizin meslekten... Hatta at sürücüleri adına da konuşacaksınız.
DöRTPARMAK - Yok eşek!.. Eşek sürücüleri adına da mı konuşacağım yani?
SUNUCU - Evet, sayın Dörtparmak, tüm sürücüler dedik ya!.. Hatta el arabası sürenler adına da konuşacaksınız.
DöRTPARMAK-Yok deve!..
SUNUCU - Deve sürücüleri adına da konuşacaksınız.
YANIKYÜZ - Sayın Sunucu, siz kendinizi tanıtmayı unuttunuz...
SUNUCU - Unutmadım efendim, gerek görmedim. Beni tanımayan var mı?
KULAKSIZOĞLU – Var. Kusura bakmayın, ben sizin adınızı bilmiyorum.
SUNUCU - Nasıl otur? Siz televizyon izlemez misiniz?
KULAKSIZOĞLU - Haayır. Ben gece gündüz yollardayım. Yemek molalarında bazen izliyorum. Ama sizi hiç görmedim.
YANIKYÜZ - Ooo, çok uzattınız ama!.. Sayın Sunucu, yemin mi ettiniz adınızı söylememeye? Söyleyin gitsin efendim.
SUNUCU - Bu bir gurur meselesi, nasıl tanımazlar beni?
KULAKSIZOĞLU-Tanımıyorum efendim, zorla mı?
DöRTPARMAK - Trafik tıkandı... Sayın Kulaksızoğlu, sayın Sunucu'nun adı Tacettin, soyadı da Dişiaçık... Şimdi rahat ettin mi?
KULAKSIZOĞLU - Dişiaçık mı? Ne ilginç bir soyadı...
SUNUCU - Beğenemediniz mi? Sizin soyadınız mı iyi. Kulaksızoğlu... Babanızın mı, dedenizin mi kulağı yoktu?
KULAKSIZOĞLU - Dedemin yokmuş, ne olacak?
DöRTPARMAK- Beyler, sakin olun. Trafik kazalarını tartışırken, elinizden bir kaza çıkmasın... Ona bakarsanız, hepimizin soyadları cins... Yok Dörtparmak, yok Yanıkyüz, yok Sarıkaş...
YANIKYÜZ - Lâubalilik istemem! Dedem bu soyadını nerden almış biliyor musunuz?..
SARIKAŞ - Biliyorum, nüfus memurluğundan...
YANIKYÜZ - Rahmetli çok yiğitmiş! Kavgadan hiç çekinmezmiş. Kalleşlik İştef Uyurken arkadaşı yüzüne kızgın demir basmış. Adı yanık yüze çıkmış... Tabii o arkadaşının suyunu ısıtmış rahmetli!..
SARIKAŞ - Hamamcı mıymış dedeniz?
YANIKYÜZ - Laubalilik istemem! Yeilovv kaş.
SARIKAŞ - Ne demek istedi şimdi bu?
SUNUCU - ingilizce yeilovv sarı demek, sayın Sarıkaş.
SARIKAŞ - İngilizce yüz ne demek?
SUNUCU - Bilmiyorum, daha oraya gelmedik.
DöRTPARMAK - Sayın Sunucu, siz bu tartışmayı yönetmekle görevlisiniz. Niye gereksiz tartışmaları önlemiyorsunuz?
SUNUCU - Sayın Dörtparmak, siz hiç zorunlu olarak şerit değiştirdiniz mi? Ben de zorunlu olarak girdim bu tartışmaya.
YANIKYÜZ - Sayın Dörtparmak şerit değiştiremez, basarım cezayı! Daktilo şeridi mi değiştiriyor öyle?
DöRTPARMAK - Biz sürücüleri siz sinir yapıyorsunuz. Biz sinir olunca da kaza oluyor.
YANIKYÜZ - Sinirli insanlar sürücü olmamalı!
SUNUCU - Nihayet tartışma başladı...
YANIKYÜZ - Trafik kazalarının çoğu sürücü hatasından kaynaklanıyor.
KULAKSIZOĞLU - Bu sözleriniz gerçeği yansıtmıyor, sayın Yanıkyüz.
YANIKYÜZ - Bana yalancı mı diyorsunuz yani?
SUNUCU - Bu kadar da kibar olmayın demedik beyler. Sayın Yanıkyüz, trafik kazalarının tek suçlusu sürücüler değil.
SARIKAŞ - Yüzde doksan onlar suçludur!
DöRTPARMAK - Sizin matematiğiniz de zayıf, sayın yellovv, pardon Sarıkaş.
SARIKAŞ - Ben yüzde hesaplarını yüzde yüz bilirim!
KULAKSIZOĞLU - Kazaların asıl nedeni siz yayalarsınız. Sayın Sunucu, sayın Sarıkaş yolcular adına da tartışacak mı?
SUNUCU - Evet. Tüm yayalar, tüm yolcular, yani sürücü ve trafik görevlilerinin dışında kalan tüm İnsanlar adına tartışacak. Yani... Bu kadar.
SARIKAŞ - Balıkçı kayıklarını... Ben ne diyecektim? Neyse ben kazazedelerin adına da tartışacağım.
DöRTPARMAK - Benim için fark etmez, ister kazazedeler adına, isterse ilçezedeler adına tartışın.
SARIKAŞ - Sayın Sunucu, müdahale etmeyecek misiniz? Bakın alaylı konuşuyor!
SUNUCU - Becerebiliyorsanız siz de konuşun. Gerçekleri su yüzüne çıkarın da, nasıl çıkarırsanız çıkarın.
SARIKAŞ - Gerçek, zeytinyağı gibi suyun üstünde... Trafik kazalarının nedeni sürücülerdir. Her minibüse
binişimde, her önüme minibüs çıkışında yüreğim ağzıma geliyor...
DöRTPARMAK - Madem öyle, çiğneyin yüreğinizi tekrar yutun. Biz Azrail mi olduk ki, o kadar korkuyorsunuz?
YANIKYÜZ - Siz sürücüler Azrail'in mesai arkadaşısınız.
SUNUCU - Sayın tartışmacılar, birbirinizi kuru kuruya suçlamayın. Suçlamalarınıza kanıtlar gösterin, Sayın Yanıkyüz, neye dayanarak sürücüleri Azrail'e benzetiyorsunuz?
YANIKYÜZ - Neye olacak, can almalarına dayanarak söylüyorum.
DöRTPARMAK - Biz can almıyoruz, can kurtarıyoruz. Cankurtaran sürücüleri her gün can kurtarıyorlar;
İşte haber?
SARIKAŞ - Ne yani sürücülerin hiç mi hatası yoktur?
DöRTPARMAK - (Makamla) "Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni." Asıl suçlu siz yayalarsınız. Daha yürümesini bilmiyorsunuz. Caddede Leylâ gibi yürüyorsunuz.
YANIKYÜZ - Tabii sizler de Mecnun gibi sürüyorsunuz arabayı Leylâ'nın üstüne...
DöRTPARMAK - övünmek gibi olmasın, bizler Mecnun gibi de severiz.
SARIKAŞ-Sevsinler! :
YANIKYÜZ - Siz sürücüler içmeyi de seversiniz. Alkol sizi çarpar, siz de arabayı...
KULAKSIZOĞLU - Çarpıtıyorsunuz sayın Yanıkyüz. Bazı arkadaşlarımız bazen İki tek atıyor diye, hepimizi alkolik sayamazsınız. Yayalar ve siz içmiyor musunuz sanki? Yayalar içiyor, zilzurna olup, lodosa yakalanmış sandal gibi ışık, levha dinlemeden caddede sallanıyorlar. Trafik de altüst oluyor. Hem kendi canlarını, hem de sürücülerin başlarını yakıyorlar. Sayın Yanıkyüz, yayalara neden alkol muayenesi yapmıyorsunuz?
YANIKYÜZ - Hangi birine yapalım? Hem yayaların alkol almaları, trafik açısından o kadar tehlike arz etmiyor.
DöRTPARMAK - Şarz mı ediyor yani?
SUNUCU - Sayın sürücüler, ama sizler can taşıyorsunuz...
DöRTPARMAK - Patlıcan taşıyan kamyon sürücüsü arkadaşlarımız da var...
SUNUCU - Yok mu dedik yani?
DöRTPARMAK - Bir damla neye yarar? Basın sayın ağzı pardon Dişiaçık, biz sürücüler de alkol alıyoruz, ama ne zaman? Akşam evde, düğünlerde, eğlencelerde...
YANIKYÜZ - Siz onu benim külahıma anlatın.
DöRTPARMAK - Hani külahınız yanınızda yok?..
YANIKYÜZ - Şimdi sizinle külahları değişeceğiz. Sizi nazik olmaya davet ediyorum.
DöRTPARMAK - Düğüne davet edecek değilsiniz ya!
'134'
YANIKYÜZ - Siz sürücülerin bir hatanız da böyle çok, dik ve argo konuşmalarınızdır.
DöRTPARMAK - Kargo kullanan bir arkadaş var, o çok argo konuşur. Bu işin raconu bu.
SARIKAŞ - Sizin minibüsleriniz de meyhane gibi... Teybi sonuna kadar açıyorsunuz. Kendinizi müziğe kaptırınca da kuralları çiğniyorsunuz.
DöRTPARMAK - Biz kural değil, sakız çiğneriz... Ne yani siz müzik dinlemiyor musunuz?
SARIKAŞ - Ben müzik dinlerim. öyle arabesk dinlemem.
DöRTPARMAK- Kenarbesk mi dinlersiniz?
KULAKSIZOĞLU - Bizler yolcuları mutlu edebilmek için müzik çalıyoruz. Ayrıca müzik sürücüyü rahatlatır. Müzik kazalara yol açmaz, kazalara yol kapatır.
YANIKYÜZ - Siz otobüs sürücüleri, müziği kendi ruhunuz İçin değil, bayan yolcuların ruhlarını etkilemek için çalıyorsunuz. Şarkıcı "yallah şoför" dedikçe, siz de aynadan bayanları dikizliyorsunuz. Oysa gözlerinizin önünüzde oln^şı, gerekiyor. Havanız o biçim! Apoletli gömlek, Mercedes markalı kravat, düşük kemer pantolon, ikide bir yağlanıp taranan saçlar, gözlük, ağızda Marlboro sigarası... Habire hava basıyorsunuz.
KULAKSIZOĞLU - Hava basmazsak araba arıza yapar... Bayanlar konusunda da günahımızı alıyorsunuz. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Biz onlara yan gözle bakmayız.
YANIKYÜZ - Bu sözlere benim karnım tok...
KULAKSIZOĞLU - Buraya gelmeden önce bu sözleri mi yediniz?
YANIKYÜZ - Lâubalilik istemem!
SARIKAŞ - Niye kabul etmiyorsunuz, trafik anarşisini yaratan siz sürücülersiniz.
DöRTPARMAK - Siz neden trafik canavarının pençeleri olduğunu kabul etmiyorsunuz? Hiçbir trafik kuralını bilmiyorsunuz. Ansızın önümüze çıkıyorsunuz. Bizleri yanıltan hep sizlersiniz. Aslında sizlere de yaya ehliyeti vermeleri gerekir. Yürümesini bilmeyene ehliyet verilmemeli.
YANIKYÜZ - Ne yazık ki, bu konuda size hak vermek zorundayım sayın Dörtparmak. Maalesef yayalar da çok ihlâl ediyorlar trafik kurallarını. Ehliyeti olmayan yaya trafiğe çıkmamalı.
SARIKAŞ - Ehliyeti olmayan işe gidemeyecek mi yani?
YANIKYÜZ - İşine gelirse!.. Ne kırmızı, ne cadde, ne yaya geçidi, ne levha, ne polis, ne korna, ne durak dinliyorsunuz! Dağda yürür gibi şehir içinde yürüyorsunuz.
DöRTPARMAK- (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Yanıkyüz!
YANIKYÜZ - Gösteri istemez!.. Nedir siz yayalardan çektiğimiz? Yaya geçidi varken, akrobat olup demir parmaklıklardan atlıyorsunuz! Maradona topa nasıl çalım yapıyorsa, siz de arabalara öyle çalım yapıyorsunuz!
KULAKSIZOĞLU - Ağzınıza sağlık, sayın Yanıkyüz!
YANIKYÜZ-Yağ istemez!..
SARIKAŞ - Ya siz, ya siz!.. Ağzınızda düdük, belinizde tabanca... Kendinizi kovboy sanıyorsunuz. Biniyorsunuz bedava arabaya, bol bol geziyorsunuz... Çıkıyorsunuz sürücü avına. Zevk İçin durduruyorsunuz arabaları, basıyorsunuz cezayı!..
DöRTPARMAK - (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Sarıkaş!
SARIKAŞ - Eğer siz trafik görevlileri görevinizi iyi yapsanız kazalar bu kadar çok olmaz!
YANIKYÜZ - Size kırmızı ışık yakıyorum, durun!
SARIKAŞ - Sizler de sürücülerin yarısı kadar suçlusunuz!
DöRTPARMAK- Hayır, siz yayaların yarısı kadar...
SARIKAŞ - Bu trafik canavarının başı siz sürücülersiniz,
YANIKYÜZ - Çok doğru. Ayaklan da siz yayalarsınız.
SARIKAŞ - Gövdesi de siz görevlilersiniz.
SUNUCU - Evet, tartışma bir sonuca ulaştı demektir. Ortada bir canavar var. Bu canavarı sürücüler, yayalar ve görevliler oluşturuyor.
KULAKSIZOĞLU -Ya hava koşulları, ya hayvanlar, ya yolların durumu, ya araçlar, ya elde olmayan nedenler?
SUNUCU - Onlar da canavarın kuyruğu, boynu, midesi falan oluyor.
YANIKYÜZ - Bizler bu canavarın bir parçası değil, düşmanıyız!
KULAKSIZOĞLU - Suçlu siz trafik görevlileri ve yayalardır!
SARIKAŞ - Suçlu siz sürücüler ve görevlilerdir! YANIKYÜZ - Suçlu sürücüler ve yayalardır! DöRTPARMAK - Suçlu sizlersiniz! (Yanıkyüz'ün yakasından tutar.)
SARfKAŞ - Suçlu sizlersiniz! (Kulaksızoğlu'nun yakasına yapışır.)
YANIKYÜZ - Suçlu sizlersiniz! (Dörtparmak'ın yakasına yapışır.)
KULAKSIZOĞLU - Suçlu sizlersiniz! (Sankaş'ın yakasına yapışır.)
SUNUCU - (Düdük çalar.) Durun beyler, durun!.. Bu canavar neyle besleniyor, onu hiç düşündünüz mü? Bu canavar eğitimsizlikle besleniyor. El ele verip eğitimsizliği ortadan kaldırırsak, bu canavar da acından ölür!.. Sayın seyirciler, sizleri de bu canavarı öldürmeye çağırıyorum. Bizlere katlandığınız için teşekkürler. Kazasız belâsız günler, hoşça kalın.

(Perde iner.)

Şerafettin KARADAĞ

SON

 

ÇANAKKALE DESTANI


Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyoooom düşmana karşı
Oooof gençliğim eyvah.....

Çanakkale içinde vurdular beni
ölmeden mezara koydular beni
Oooof gençliğim eyvah.....

tuğçe:
Çanakkale,
Asırlara uzanır yolculuğun.
Gecenin karanlığında suları yaran sal,
İçinde kırk yiğidi Süleyman Paşa’nın...
Ve Sarı Saltuk,Evronos Bey,Gazi Fazıl.
İşte senin gerçek tarihin böyle başlar.
tuğba
Giriş kapısı Anadolu’mun,
Geçiş kapısı Avrupa’nın.
Sensin tapusu yurdumun.
İlk defa seninle tanıdı Türk’ü,
Son defa sende öğrendi,
Seni ve beni unutamaz Avrupa.
berat:
Mavi denizlerinde hür martıların
Oynaşırdı uzun asılarda.
Huzur içinde yatardı denizine karşı
Bolayır’da Süleyman Paşa.
Uzak iklimlerden gelen gemileri,
Selamlardı,gemiler Bolayır’ı.
3.irem
Ezine’de Ahi Yunus,
4.eda nur
Kaşıkcı Baba Kilitbahir ‘de,
erensu
Gelibolu’yu bekleyen gönül erleridir.
5.gamze
Huzur , sükunet ister gönül erleri.
Yatışları denize karşı,
Gözlemek içindir gemileri.
berna
Ey güzel toprak,bedenimsin,tenimsin.
Seninle kucaklaşan erlerinle:
BENİMSİN,BENİMSİN,BENİMSİN....

6.büşra
Giriş kapısı sensin Marmara’nın
Sen Anadolu’sun,Rumeli’sin.
Sana evlat bağışlayan her ilisin.
Kastamonu,Van,Kırklareli’sin...
Kısacası sen : Türkeli’sin
tuğba
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi yatanlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir.

7.burak keskin
Yıl 1914............
Kaynamada bütün Avrupa.
Barut kokusu gelmede dört yandan
Yeryüzü kaynamada;
berna
ATEŞ,öLÜM,KAN..........

8.merve
Ülkeler sıkarken birbirine yumruğunu
İnsanlık adına insanoğlu,
Veriyor belki son soluğunu...
Savaş çığlıkları yükseliyor gökyüzüne.
Analar ,bacılar,dedeler,kan ağlamakta beride.
9.hamza
Hamılton karar vermiş:Şu boğazların
Sahibi olacakmış,bugün değilse yarın...
10.tenzile
Geçip Çanakkale’den hesapları
İstanbul’u almak ister İngiliz cenapları...
Sonra:Hasta Adam’ın
Mirasını, bölüşmekmiş hülyaları...
11.burak alp
Boşalmış beş kıtanın bütün denizleri.
Çanakkale olmuş sanki geçit yeri...
Karadağlı’sı,Fransız’ı,İngiliz’i...
Kendi geldiği yetmiyormuş gibi
Yanında bir de Hintli’si,Zelendalı’sı....
12.emine
Fakat bu hesapta aldanmada hesapsızlar.
Her hasta mutlaka ölmez.
Türk’ü öldü sanmada soysuzlar.
Daha dün Türk’tü efendisi
Ne çabuk unutmada insan hafızası.
-- ---
Asırlarca söylenirken,
Dillerde bizim şarkımız.
Medeniyet bizimle doğdu.
Hakk’a merdiven oldu ırkımız.
Son rütbemizdi şahadet
ölümden yoktur korkumuz
Birlik olur ölümüz,dirimiz
Çelikten bir orduya
Bedeldir ırkımız...

13.tuğba kınık
Ben ezelden beri hür yaşadım,hür yaşarım .
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ?Şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim ,bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam ,taşarım.

14.necdet
Her bucaktan mantar gibi
Bitiyor çelik ordular.
Denizden gökten topa tutuyordular
Koç yiğitler,aç toprakları
Durmadan doyuruyordular.
-- --
Yurda olurken göğsümüz siper,
Sırtlan gibi bağırıyor gemiler.
Sanki boşaltmada içindeki ateşi,
Bunlar mı Avrupalı,bunlar mı medeni?
15.tuğçe
Düşman sevinçle karaya tırmanıyor
Şimdilik sessiz siperlere
Yürürken sevinçle, azametle,
Sahipsiz köy buldum sanıyor.
16.merve
Ve birden saldırıyor , o aslan Mehmetcik...
Fırtına yaratırken havada mermiler,
Ok gibi fırlamada siperden her nefer.
Bir adım gerilemiyor yerinden
Kahraman Türk askeri.
-- --
Adım atamaz siperden öteye düşman
ölmeden en son kahraman.
17.büşra
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun,korkma.Nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.
18.berat
Birbirine karıştı varlıkla yokluk.
Çelik zırhlılarla iman dolu göğüsler.
ölen ölür, kalanınsa, kanı göğsünü süsler.
Bire beş, beşe on gelmede düşman.
Ortada zaferden eser yok, geride kalan mı?
-- ------
öLÜM!öLÜM!öLÜM!...ölüler....Ve bir de kan

-- ----
Bayrakları bayrak yapan üstünde ki kandır.
Toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır.
19.eda nur
Yaralı bir asker gibi saldırıyor Mehmetcik
Bakmıyor düşmanın sayısına...
------ -------
O’nu siperden sipere uçuran iman var.
20.gamze
Hamilton haykırıyor:
ölün,dönmeyin geri
“Yetişin bittik!”diye yalvarıyor telsizler.
Tükenenin yerine yenisi yükleniyor
Her yüklenişte düşman yeniden ümitleniyor.
21.emre
Mehmetcik ise azaldıkça yeniden bileniyor
Topları susturuyor”Allah Allah” narası.
Kandan başı dönüyor çarpışanların.
Durmazsa bu akın,duracak hayat yarın.
------ -------
Toz yerine uçuyor kollar,başlar , bacaklar.
Son ümitle son defa saldırıyor Anzaklar...
Uğrattık anzakları süngümüzle bozguna.
İlk günüde mıhlandı düşman Arıburnu’na

22.burak keskin
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın.
Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir belki yarın , belki yarından da yakın
23.tuğba kınık
Durur mu düşman,
Bir daha , bir daha deneyecek şansını.
Kendi ateşe dokunmuyor nasıl olsa,
Taa Hint’ten , Kanada’dan getirmiş maşasını.
24.necdet
Bir er patlamamış bir bombayı geri sallıyor.
Kendi silahıyla düşmanından öç alıyor.
Son harpteki ölüler kalkmamışken ortadan,
Yeni bir akın yaptı düşman Anafartalar’dan
Elden ele geçiyor bazı tepeler,
Otlar gibi süngüden geçiriliyor askerler.
------ -------
Harp şiddetlendi,yeniden saldırıyor,gök,deniz...
Sağlar yetişmeyecek, ölüler!diriliniz...

ATATÜRK:
BEN SİZE TAARRUZU DEĞİL,öLMEYİ EMREDİYORUM.
26.irem
Böyle emrediyordu Mustafa Kemal , erlerine
Hepsi gülerek koştu ölüm siperlerine.
27.burak alp
Başka hangi milletin komutanı askerine,
ölmeyi emreder savaşmak yerine.
Aslında ölmek esarettir Türk askerine,
Yaşamaksa , destanlar yaratmaktır kaderine.
28.emre
Ezineli Yahya Çavuş derlerdi ona.
Çiftini, çubuğunu vatan,namus bilir,
Bir de Allah’ı tanırdı.
O’na Fransız,İngiliz dendi mi
Kendi gibi insanoğlu sanırdı.
29.eda nur
İşte 25 Nisan 1915,
Seddülbahir Köyü’ndeyiz
Altı taburla çıktı kıyıya İngiliz...
30.tenzile
Ezineli Yahya Çavuşa bir siper verdiler.
Etten kemikten bir hisar oldu düşmana.
Altı düşman taburunu on saat
Kıyıda tuttu altmışüç adsız kahramanla
31.emine
“Dur bakalım!”dedi Yahya Çavuş.
Ne öyle aceleniz?
Ordumuza zaman gerek...
Ne kadar geç düşersek toprağa,
O kadar pahalı olur canımız...
32.hamza
Bugün aynı siperde bir abide...
Altmışüç şehitten on sekizi
Yazılı bir yüzünde.
öbür yüzünde de:
------ -------
Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman ,tümen sanırdı bu şahane erleri.
Allah’ı arzu ettiler,akşama kavuştular.
33.irem
Bu kahramanlık destanından kalan,
İşte hepsi bu kadar...
------ -------
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme ,tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun,incitme yazıktır atanı.
Verme , dünyaları alsanda bu cennet vatanı.
34.emine
Ben Mehmet oğlu Seyit’im.
Namus borcumu ödemektir niyetim.
Canımdır bu borçta en son diyetim.
Denizden kuduran ateş cehenneminde
ödedi diyetini arkadaşlarım , sıra bende.
Daha ne olduğunu anlamadan topun dibinde
İlişti gözüme ikiyüzonbeş okkalık mermi
Canı çıkmadan koçyiğidin
Vatana borcu biter mi?
“Bismillah “ dedim ta yürekten
Sürdüm namluya birincisini.
Sıyırdı geçti Ocean’ı direkten.
Peşinden ikinci mermiyi gönderdim hedefe,
Hakk için atış üçtür diye.
Üçüncü mermi elimde, namlu da hedefte.
------ -------
ŞİMDİ OCEAN SULARIN DİBİNDE BEKLEMEKTE...

35.hamza
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak ,toprağı sıksan, şüheda.
Canı,cananı, bütün varımı alsında Hüda.
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
36.büşra
Sevinçle tırmanıyor düşman Conkbayır’ını,
Sanır ki kimse durduramaz bu akını.
Uçarak bir hamlede fundalıklı sırtlardan,
Tam vaktinde yetişti,
“MUSTAFA KEMAL” adlı yüce kahraman.
Yıldırım sedasıyla dedi: - Eşsiz çocuklar!
önünüzde, biliniz mutlak ölüm var.
Doymayan topraklara akıtıp temiz kanımızı,
Mutlaka kurtaracağız vatanımızı.-
37.berat
Üstünlüğü vermeyiz hiçbir savaşımızda.
öndeyiz, Mustafa Kemal durdukça başımızda.
Gözleri ufku kollar, parmakları enginde,
Arzın göğsü kabarır, O varken üstünde.
Güneş daha kaç kere aydınlatsa cihanı,
Bir kahraman millet ki bu, yazılmaz destanı.
------ -------
“Boğaz’da ölenlerin torunuyum.” Demek yeter.
Rabbim, bu kıyıma sebep olanlara tufanlar gönder.

38.gamze
SUSUN!..... DİNLEYİN, KONUŞUYOR öLÜLER:

------ -------
-Niçin, kim için öldük?...

39.burak keskin
Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa,
Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır.

------ -------
-Millet yoludur, Hak yoludur, tuttuğumuz yol;
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa....... Var ol!

40.tenzile
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ öNÜNDE EĞİLMEDEN.

41.merve
Heybetli ordulara mezar oldu bu toprak.
Artık Çanakkale’ye kimse saldırmayacak.

42.burak alp
İnsanlığı koruduk biz Çanakkale önünde.
Göğsümüz bir iman kayasıdır.
Dün de bugün de......

------ -------
Çanakkale , şehitler toprağı!
Son savaşta vatanın,
İkiyüzellibini koynundadır.
Gencecik fidanları,dalı,yaprağı...
Sana destanlar gerek,tarihin görmediği
Destanlar gerek,yakılmaz ağıt.
Destanına ancak denizler olmalı kağıt.
Çanakkale,ey aziz vatan!
Erlerinin nöbetinde...
Sonsuza kadar Türk yurdu kalacaksın.
Nesilden nesile hep sen anlatılacaksın.
Bizimle birlikte zafer türkülerine katılacaksın

43.tuğçe
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal;
Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal.
HAKKIDIR HÜR YAŞAMIŞ BAYRAĞIMIN HÜRRİYET,
HAKKIDIR HAKK’A TAPAN MİLLETİMİN İSTİKLAL.


(çanakkalede düğün adlı oyun,ardından Türk bayrağının doğuşu ve gösterinin sonu.)

SON

sgtiyatrosu@hotmail.com

                                                         

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !